Ulusal Çıkarlar ve Rekabet Politikası: Savunma Sanayii Örneği

Rekabet hukuku, farklı hukuk düzenlerinde farklı tanımlamalar ile karşımıza çıksa da, toplumsal refahın sağlanmasının ya da artırılmasının bütün hukuk düzenleri bakımından ortak amaç olduğu görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri Federal Ticaret Komisyonu rekabet hukukunun amacını ‘tüketicilerin yararına rekabet sürecini korumak, işletmelerin verimli çalışmak, fiyatları düşük tutmak ve kaliteyi yüksek tutmak için güçlü teşviklere sahip olmasını sağlamak[1] olarak tanımlarken, Avrupa Parlamentosu da “AB vatandaşlarının, işletmelerinin ve bir bütün olarak toplumun refahı için kilit bir itici güç olarak AB’nin iç pazarının düzgün işleyişini sağlamak[2] olarak tanımlamaktadır.

Avrupa Birliği rekabet hukuku mevzuatını model alarak tasarlanan Türk rekabet hukukunda da, temel kaynak olan 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 1. maddesi, rekabet hukukunun amacını “mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak” şeklinde tanımlamaktadır.

Temel hak ve özgürlüklerin ya da fikri mülkiyet haklarının korunması gibi alanlarda çok sayıda devletin tarafı olduğu ve ilgili devletleri bağlayan birçok uluslararası anlaşma bulunmaktadır. Bunula birlikte, Avrupa Birliği’nin uluslar üstü niteliği gereğince uyguladığı ortak rekabet politikasını bir kenara bırakıldığında, rekabet hukukuna dair devletleri bağlayan herhangi bir uluslararası anlaşma henüz oluşturulabilmiş değildir. Bunun sebebi irdelendiğinde, rekabet politikasının bir ekonomide faaliyet gösteren bütün sektörlere dair kuralları içermesi, buna bağlı olarak ülkelerin egemenlik hakları doğrultusunda kendi ekonomik düzenleri üzerinde mutlak kontrol sağlama iradesi, hukuk sistemlerinin çeşitliliği ve bu nedenle uygulamanın farklılaşabilmesi durumu ve de en önemlisi her ülkenin önceliklendirdiği ulusal çıkarlarının çoğunlukla uzlaşmaya elverişli olmaması ortaya çıkmaktadır. Küreselleşme ve dijitalleşme ile birlikte, özellikle uluslararası birleşme ve devralma işlemlerinin sınırları aşan etkilerine rağmen her bir işlem, bildirim zorunluluğu bulunan ilgili ülkenin rekabet kurallarına tabi olmakta ve bu kurallara göre incelenmektedir.

Ülkelerin benimsediği rekabet politikası çerçevesinde, ulusal çıkarların önceliklendirilmesi sebebiyle belirli piyasalarda rekabetin kısıtlanmasına göz yumulduğu gözlemlenmektedir. Savunma sanayii, ulusal çıkarların ön plana çıktığı ve rekabet hukukunun daha az müdahaleci haliyle kendine yer edindiği bir sektör olarak karşımıza çıkmasının yanı sıra sahip olduğu yapı dolayısıyla da dikkat çekmektedir. Türk savunma sanayiinde yer alan büyük oyuncuların önemli bir kısmı Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın (“TSKGV”) çoğunluk pay sahibi olduğu şirketlerden oluşmaktadır. 3388 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Kanunu ile kurulmuş olan TSKGV, “milli harp sanayimizin geliştirilmesi, yeni harp sanayi dallarının kurulması, harp silah, araç ve gereçlerinin satın alınması suretiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin savaş gücünün artırılmasına katkıda bulunmak üzere milletimizin maddi ve manevi desteğini sağlamak” amacını taşımaktadır. TSKGV; aralarında Aselsan, Tusaş, Roketsan gibi Türkiye’nin en büyük savunma sanayii şirketleri dahil olmak üzere onlarca şirketin pay sahibidir. Bu bakımdan, Türk savunma sanayiinde güçlü ve büyük bir şirketler topluluğunun varlığı söz konusudur.

Türk Savunma Sanayiinde Çalışanlar Bakımından Getirilmesi Planlanan Çalışma ve İşletme Açma Yasağı

Türk ekonomisinin kompozisyonuna bakıldığında, ekonomik ve stratejik açıdan dışa bağımlılıktan kurtulmaya ve bazı sektörlerde kendi imkân ve kapasiteleriyle bu sektörlerin geliştirilip dönüştürülmesine odaklanıldığı görülmektedir. Bu sektörlerin başında da savunma sanayii gelmektedir. Türk Savunma Sanayisi, %80’ler seviyesindeki dışa bağımlılığını %20’ler seviyesine indirmeyi başarmış ve önümüzdeki beş yıllık süre zarfında da 26 milyar ABD Dolarlık bir ciroya ulaşmayı ve yerlilik oranını da %85’ler düzeyine ulaştırmayı kendine hedef olarak ortaya koymuştur.[3] Türk Savunma Sanayiinin ülkemiz açısından taşıdığı önem dikkate alındığında, rekabet hukuku kurallarının da bu hassas ve stratejik sektöre uygulanması noktasında bir takım istisnai kuralların getirilmeye çalışıldığını görülmektedir.

Kamuoyunda 7. Yargı Paketi olarak bilinen İcra ve İflas Kanunu gibi birtakım kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7445 sayılı kanun 5 Nisan 2023 tarihli ve 32154 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yasanın kamuoyuna yansıyan taslağında, 5202 sayılı Savunma Sanayii Güvenliği Kanunu’na eklenecek bir madde ile savunma sanayiinde çalışan kişilere yönelik rekabet etme yasağı öngörüldüğü görülmektedir. İlgili taslak madde şu şekildedir:

Çalışma ve işletme açma yasağı

Madde 6/A- Bu Kanun kapsamında “çok gizli” ve “gizli” gizlilik dereceli bilgi, belge ve malzeme üzerinde veya projelerde çalışacak kişilerle yapılacak hizmet sözleşmelerinde işveren, ceza koşulu koyabileceği gibi sözleşmenin sona ermesinden itibaren beş yıl süreyle aynı alanda faaliyet gösteren yerli veya yabancı bir kurum veya kuruluşta çalışma ve işletme açma yasağı getirebilir. Makam/ Savunma Sanayii Başkanlığı, ceza koşulunu kısmen veya tamamen kaldırabilir ya da beş yıllık süreyi kısaltabilir.

Taslak madde, kamu -özel, yerli-yabancı ayrımı yapmadan, gizlilik derecesi yüksek işlerde görev alan personelin, beş yıl boyunca mevcut işvereni ile rekabet etmemesini öngörmekte, rakip teşebbüslerde çalışmasını ya da rakip bir işletme açmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Bu yasağın getirilmesinde, savunma sanayii şirketlerinin ürettiği ya da geliştirdiği ürünlerin ülke çıkarları açısından taşıyabileceği hassas durumun korunması olduğu kolayca izah edilebilecektir. Bahsi geçen madde; temel olarak iş hukuku ile ilgili olsa da, rekabet hukuku bakımından iş gücü piyasalarındaki rekabeti etkileyecek olması dolayısıyla önemli sonuçlar doğurmaktadır.

Her ne kadar söz konusu taslak madde henüz yasalaşmamış olsa da savunma sanayiinde çalışan kişilere yönelik bir rekabet etme yasağı getirmesi yönüyle konunun rekabet hukuku boyutu ve bu yasağın getirilmesi çabalarının arkasında yatan milli menfaat kavramlarının birlikte değerlendirilmesinde yarar görülmektedir.

Bilindiği üzere, rekabet hukuku mal ve hizmet piyasalarına uygulandığı gibi, işgücü pazarında da emek faktörünün teşebbüsler arasında sağlıklı bir şekilde geçişinin sağlanması amacıyla uygulanmaktadır. İşgücü pazarına dair rekabet ihlalini doğuran en çarpıcı uygulama, ayartmama yasağı olarak da bilinen, bir teşebbüsün bir başka teşebbüsün çalışanlarına iş teklif etmemesine veya bu çalışanları işe almamasına ilişkin olarak, doğrudan veya dolaylı şekilde yapılan anlaşmalardır.

Rekabet Kurulu son yıllarda çeşitli sektörlerde işgücü pazarına dair incelemelerini yoğunlaştırmış, olası rekabet ihlallerini tespit ederek çeşitli idari para cezaları ile tespit ettiği rekabet ihlallerine gerekli yaptırımı uygulamaktadır.[4] Rekabet Kurulu özellikle, 26.07.2023 tarih ve 23-34/649-218 sayılı kararı ile, iş gücü piyasalarına yönelik centilmenlik anlaşmaları nedeniyle aynı soruşturma kapsamında ağırlıklı olarak teknoloji şirketleri olmak üzere, farklı sektörlerden çok sayıda teşebbüse (Koç Sistem, Bilge Adam, Binovist, Çiçeksepeti, D-Market, LC Waikiki, Tab Gıda, Vivense, Türk Telekom vd.) idari para cezası vererek iş gücü piyasalarının sağlıklı bir şekilde işlemesini ve bu piyasalarda rekabetin korunmasını önceliklendirdiğini ortaya koymuştur.

Yukarıda bahsi geçen taslak madde, fiiliyatta özellikle savunma sanayiinde çalışan ve taslak maddede belirtilen nitelikte bilgiye erişimi olan bir çalışanın, beş yıl süre ile aynı sektörde iş yeri değiştirememesi anlamına gelmekte ve bu durum ise, savunma sanayii sektöründeki teşebbüsler arasında “birbirinden çalışan almamak yönünde bir centilmenlik anlaşması varmışçasına”, bu tür bir anlaşmanın fiiliyattaki sonuçlarını doğurabilecek ya da kimi çevrelerce halihazırda var olduğu iddia edilebilecek bir anlaşmanın yasallaşmasını sağlayabilecektir. Bu tür geniş kapsamlı bir yasak, savunma sanayii teşebbüsleri bakımından çalışan hareketliliğini ve çalışanlar için emek piyasasında rekabet etme motivasyonunu azaltabileceğinden bu sektörde çalışanların ücretlerinin azalmasına veya baskılanmasına ve çalışma koşullarının rekabetçi seviyenin altında kalmasına yol açabilecektir. Emek faktörünün teşebbüsler arasındaki hareketliliğini azaltmasının yanı sıra, bu tür bir anlaşma, ücretlerin suni şekilde gerçek değerini bulamamasına ve çalışan dağılımında etkinsizliğe sebep olabilecek ve bu şekilde iş gücü piyasalarında rekabetçi yapı zarar görebilecektir. Elbette bu yönde bir düzenlemenin etkilerine dair değerlendirmenin, i) savunma sanayiinde çalışan transferine dair yerleşik uygulamalar ve ii) işgücü bakımından savunma sanayii şirketleri arasındaki mevcut rekabet düzeyi de (teknik olarak önem arz etmese de) dikkate alınarak yapılması daha sağlıklı olacaktır.

Öte yandan savunma sanayiinde, yukarıda atıf yapılan düzenleme ile ulusal çıkarların korunmasının önceliklendirilmesi ile doğması beklenen faydalar azımsanamayacak düzeyde olup bu ayrı bir çalışmanın konusunu teşkil edecek kadar çok boyutlu bir konudur. Bahse konu düzenleme, savunma sanayii sektöründe iş gücü piyasalarındaki rekabeti kısıtlayabilecekken, diğer yandan, milli menfaatler açısından kritik önemi haiz projelerde anahtar konumda görev alan mühendis, proje yöneticisi  gibi çalışanların ilgili teşebbüste daha anlamlı bir süre çalışmasını, bu zaman zarfında proje bazlı yürütülen işlerin kilit çalışanların işten ayrılması nedeniyle sekteye uğramamasını,  ayrıca yüksek gizlilik niteliğine haiz bir takım bilgilerin de bir teşebbüsten diğerine aktarılmamasını sağlayacaktır.

Özellikle, milli savunma sanayii şirketlerimizin gerek ekonomik büyüklüğü, gerekse de ülke çıkarlarımız açısından kritik öneme sahip ürettiği ürünlerin sağlığı ve muhafazası için, olası teknoloji kaçağının (know-how, ticari sır vb.) önlenmesi ve üretim süreçlerinde sürekliliğin sağlanması, bu firmaların sahip olduğu yetenekli insan gücünün en azından ilgili proje süresince korunması gibi milli çıkar odaklı yaklaşımlarla yukarıda bahsedilen düzenleme üzerinde çalışıldığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan ele alındığında, savunma sanayiinde iş gücü piyasalarında rekabetin, daha arka plana alınabildiği, ulusal çıkarların korunmasının bu sektör özelinde daha kritik görüldüğü söylenebilecektir.

[1] https://www.ftc.gov/advice-guidance/competition-guidance/guide-antitrust-laws/antitrust-laws

[2] https://www.europarl.europa.eu/factsheets/en/sheet/82/competition-policy

[3] 12. Kalkınma Planı (2024-2028), Sayfa 110, 1 Kasım 2023 tarihli ve 32356 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/11/20231101M1-1-1.pdf

[4] Bazı özel sağlık kuruluşlarının ile teşebbüs birliklerinin yapılan centilmenlik anlaşması ile hastaneler arasında personel transferini engelledikleri iddiasına dair Rekabet Kurulu Kararı https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=f3cfc3f9-2e1d-40bc-9d28-639341c72743

İşgücü Piyasasında Centilmenlik Anlaşmaları Yapılması Suretiyle Bazı Teşebbüsler Hakkında Yürütülen Soruşturma hakkında Rekabet Kurulu Kararı https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/isgucu-nihai-karar.pdf

First published by Mondaq on 24 November 2023

Sosyal Medyada Paylaş:

Günay & Erdoğan Avukatlık Bürosu ismini veya yahut ekibimizin ismini kullanmak suretiyle farklı telefon numaraları üzerinden insanlara mesajlar gönderildiği, para talep edildiği ve insanların dolandırılmaya çalışıldığını öğrenmiş bulunmaktayız. Büromuzun söz konusu mesajlarda yer alan IFON HB veya bu anlamda başka herhangi bir oluşumla ilgisi bulunmadığı gibi mesaj ve link göndermek suretiyle ödeme talep etmek gibi bir uygulaması bulunmamaktadır. Bu kapsamda, söz konusu mesaj ve aramalara itibar etmemenizi bildirir, tarafımıza ulaştırılan numaralar hakkında yasal yollara başvurduğumuzu ve başvurmaya devam edeceğimizi ilan ederiz.